10 Haziran 2013 Pazartesi

Bahar Temizliği * BÜTÜN KİTAPLAR VERİLDİ İLGİ İÇİN TEŞEKKÜRLER


İşsizliğin verdiği gaz ile, belki biraz da yediğim biber ve portakal gazlarının da etkisi olabilir, bahar temizliği yapmaya başladım. İşsizlikten konu açılmışken insan ilk hafta biraz kendini boşlukta ve işe gitmek zorunda gibi hissediyor ama o ikinci hafta yok mu ((: hemen alışıveriyorsun şu merete de sanki hayatın boyunca hiç çalışmamışsın gibi bir rehavet kaplıyor içini...

Benimde ikinci haftamda yapmaya başladığım bahar temizliğinde bugün sıra kütüphaneye geldi ve bende veteriner fakültesi kitaplarımın çoğunu elden çıkartmaya karar verdim. Kütüphanede daha çok yer açılmalı ki yemek kitaplarım sığsın değil mi (:

Burada ki amacım bir nevi gerikazanım. Benim artık onlara ihtiyacım yok ama hayatımın bir bölümününde hatrı sayılırcasına zaman geçirdiğim kitaplarımın tekrar görev başı yapmasını istiyorum. 

Kitaplar için hiçbir şekilde PARA TALEP ETMİYORUM. Tek istediğim karşı ödemeli olarak göndereceğim kargoyu ödemeniz. 

Sorularınız için Mail adresim cemresiyahi@gmail.com
BÜTÜN KİTAPLAR VERİLDİ İLGİ İÇİN TEŞEKKÜRLER!

Sorularınızı yanıtlamaya hazırım. Böyle bir organizasyonu blogta paylaşmamın nedeni ise facebookta ekli olmayan fakat kitapları görebilmek isteyen daha fazla insana ulaşmak.



Şimdiden iyi okumalar...

1. Tek Tırnaklıların İç Hastalıkları ve Beslenmesi  (Sahiplenildi...)





 2. Artropodoloji Uygulama (Sahiplenildi...)

 3. Veteriner Anatomi II (Sahiplenildi...)

 4. Medical Biochemistry (Sahiplenildi...)

 5. Klinik Pratikte At Hekimliği (Sahiplenildi...)

 6.Veteriner Genel Operasyon Bilgisi (Sahiplenildi...)

 7. Küçük Hayvan Diş Hekimliği (Sahiplenildi...)

 8. Book of Horses (Sahiplenildi...)

 9. Veteriner Genel Patoloji ve Tümör Bilgisi (Sahiplenildi...)

 10. Özel Cerrahi (Sahiplenildi...)

 11. Horseman's Veterinary Encyclopedia (Sahiplenildi...)

 12. Genel Cerrahi (Sahiplenildi...)

 13. Veteriner Sistemik Patoloji (Sahiplenildi...)

 14. Equine Internal Medicine (Sahiplenildi...)
 15. Complete Equine Veterinary Manual (Sahiplenildi...)
 16. Molecular Biology of The Cell (Sahiplenildi...)
 17. Veteriner Ortopedi ve Travmatoloji (Sahiplenildi...)
 18. Evcil Hayvanlarda Doğum ve İnfertilite (Sahiplenildi...)
 19. Kedi ve Köpeklerin Deri Hastalıkları (Sahiplenildi...)
 20. Göz Hastalıkları (Sahiplenildi...)
 21. Veteriner İç Hastalıklarına Giriş (Sahiplenildi...)
 22. Atların Ortopedik Hastalıkları (Sahiplenildi...)
 23. Genetik Kavramlar (Sahiplenildi...)
 24. Topografik Anatomi (Sahiplenildi...)
 25. Veteriner Helmintoloji (Sahiplenildi...)
 26. Farmakoloji Temel Kavramlar (Sahiplenildi...)
 27. Veteriner Klinik Toksikoloji (Sahiplenildi...)

 28. Veteriner Fizyoloji 2 Cilt (Sahiplenildi...)

 29. Klinik Muayene Yöntemleri (Sahiplenildi...)
 30. Toksikoloji (Sahiplenildi...)
 31. Helmintoloji Uygulama (Sahiplenildi...)
 32. Veteriner Parazitolojiye Giriş (Sahiplenildi...)
 33. Equine Hoof Care (Sahiplenildi...)
 34. Evcil Hayvanlarda Ayak Hastalıkları (Sahiplenildi...)
 35. Horse Breeds of the World (Sahiplenildi...)
 36. Getting Horses Fit (Sahiplenildi...)
 37. Veteriner Klinik Farmakoloji ve Formüller (Sahiplenildi...)

 38. Encyclopedia of Horses (Sahiplenildi...)
 39. Veteriner Özel Cerrahi (Sahiplenildi...)















40. Veteriner Genel Farmakoloji (Sahiplenildi...)


10 Nisan 2013 Çarşamba

Müzik ruhun gıdasıysa, mp3'te fast food'dur.

Küçükken evde Dual marka bir pikapımız vardı. Babamın da gençliğinden kalma kocaman bir plak koleksiyonu... Sıkıştırılmamış o müzikle büyümüş olmanın ayrıcalığına sahip olsam da, o zamanlar benim yapmaktan en hoşlandığım şey babam etrafta olmadıkça pikabıyla oynamaktı. Önce oyuncaklarımı alırdım, onları lunaparktaymış gibi pikabın üzerine yerleştirir, döndürüp fırlatırdım. Bu nedenle pikap bozuldu; önce iğnesi koptu, sonra kafası kırıldı. Sonunda perte çıktı.
Ve en sonunda bugün günlerce gelmesini beklediğim pikabım geldi. Zaten babama karşı mahçup hissediyordum kendimi. Sonunda bugün bir telefon çaldı ve satıcı kadın pikabın hazır olduğunu gelip alabileceğimizi söyledi ve sonuç olarak bugün bizim eve tam olarak 20 sene önce kırdığım pikabın tıpatıp aynısı geldi. Bende off günümü o plakları dinleyerek geçirdim.

Analog müzik, iyi bir restoranda güzel ve kaliteli bir yemek yemek gibi. Acaip keyifli... 

Bunun üzerine aklıma birkaç soru geldi tabi. Madem müzik modumuzu bu kadar etkiliyor, tad almamızı da etkileyebilir mi? diye. 
Herkes yemeğin görselliğinin tadına nasıl bir etkisi olduğunu az çok biliyordur. Yemeğin görselinin yüksek oluşu, lezzetli ve iştah kabartıcı bir görüntüye sahip olması o yemekten alınan keyifi arttırıyor ya da insanlar görüntüleri göze hitap etmeyen yemekleri belki tadları iyi olsa bile yemeği tercih etmiyorlar. Eğer duyularımız birbirine bu kadar bağlıysa tad alma ile işitme duyumuz neden bir ortak çalışma yapmasın.

Araştırmalara göre insan beyni yemeklerdeki acı tatları bass tonun ağırlıkta olduğu melodilerde daha çok algılıyor, örneğin hard rock gibi. Tatlı-ekşi yemeklerin ise daha yavaş tonlardaki, kadın vokallerin ağırlıkta olduğu melodilerle beraber yenmesi ile tadının daha yoğun olarak tatlı olduğu hissedilmekte... Bu durumda ekşi ve acı rock müzikse, tatlı pop denilebilir mi? Sonuç bu kadar kolay değil elbette... 

Mesela Crossmodal Araştırma Grubunun yaptığı bir araştırmaya göre güçlü, baharatlı yiyeceklerin tadı pes tonlarda daha iyi hissediliyor. Diğer taraftan tatlılar, ya da sütün lezzeti, limonun ekşi ama tatlı tadı yüksek tonlarda daha yoğun. 

Bu durumda bir restoranda çalınan müziklerin yemek kalitesini ve alınan keyifi arttırdığı düşünülebilir. Yani adana dürüm yerken acıyı daha az hissetmek için bass'ı düşürülmüş bir müzik dinlemek daha mı uygun olur tabi kestiremiyorum.. ve size The Verve'den bir tane bittersweet symphony marşlıyorum...
((:




 
 


7 Nisan 2013 Pazar

Ben küçükken bebeklerle de oynamazdım zaten ...


Çocukluğum taş, toprak içinde, sürekli düşüp kalktığımdan kıyafetlerim yırtık pırtık sokaktaki çocuklarla oynayarak geçti. Bebeklerimle evcilik oynamadım ben, sokakta top oynadım, sapanla taş attım, gerektiğinde masanın altına sokup oğlanları dövdüm.
Şimdi de çok farklı değilim ya, en sevdiğim mutfak gereçleri bıçaklar...

Ama bıçaklar arasında da en tutkun olduklarım japon bıçakları. Bir japon bıçağına sahipseniz sadece kaliteli, keskin bir bıçağı kullanıyor olmuyorsunuz. Aynı zamanda bu bir  parça tarihe sahip olmak ve japon bıçak kültürüne saygı bir bakıma.

14.yy'da Sakai Japonya'nın en zengin şehirlerinden biri haline geldi ve endüstriyel açıdan gelişmeye başladı. 15.yy'da Samurai kılıçlarının çoğu Sakai'de yapılıyordu ve yüzyıllarca şehir bu pozisyonunu korudu. 16.yy sonlarına doğru japonlar bıçakları o zamanın ünlü Sakana kılıçlarının yapılış methodu ile yapmaya başladılar. Tütünün Portekizliler tarafından Japonya'ya getirilmesinden sonra, tütün hasatında japon bıçaklarının kullanılmasına karar verildi. İlk tütün bıçakları burada yapıldı ve dünyanın her tarafına bu bıçakların eşsiz keskinliğine dair ünü yayıldı. Shogunluk sona erdiğinde ise samurailara olan saygı azaldı ve artık kılıçlarını taşımalarına izin verilmemeye başlandı.

Bu bıçakların yapımda her bir aşama için, öğrenilmesi seneler isteyen bir beceriye sahip olmak gerekiyor. 14.yy'da ısı verdikten sonra döverek şekil verilen ve keskinleştiren bu bıçaklar günümüzde de aynı metodla yapılmakta. Kullanılacak metaller 1300C kadar ısıtılıp bir araya getiriliyor.  Sıcaklık burada çok önemli. Çok sıcak metalin çabuk kırılmasına neden olurken, çok soğukta şekil verilmesine imkan vermiyor.  Isıtılma, dövme ve soğutulma aşamalarının hepsinin farklı sıcaklıkları var ve yapımında hataya yer yok. Bunun için yılların tecrübesine sahip olmak gerekiyor.

Bu nedenle ben böyle bir bıçağı kullanırken aynı zamanda yılların birikimine ve tecrübesine sahip bir ustanın elinden çıkmış bir işi, bir tarihi yanımda tutuyorum denebilir. İşte o yüzden ona karşı bir saygım var ve yine o nedenle kimsenin kullanmasına tahammülüm yok. ve yine o yüzden n'olur bıçaklarımı bana sormadan kullanmayın ((:


Domo Arigato...





3 Nisan 2013 Çarşamba

Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü

Geçenlerde annemle dergilerin birini karıştırırken annem gösterdi bana bu kitabın reklamını. İsmini unutarak kitapçıları gezdim bende.

- yaa bir kitabın reklamını gördüm ben hüzünlü, pastalı bir şeydi diye.

Kimse anlamadı tabi, çünkü daha kitap yayımlanmamış. Neyse ki sonunda kitap çıktı da bende hemen aldım.

İsminden olsa gerek heyecanla okumaya başladım. Kitap, Rose isimli 9 yaşındaki bir kızın doğum günü için annesinin yaptığı limonlu pastayı yemesi ve o andan itibaren yediklerinde aldığı tadın bir daha asla eskisi gibi olmadığını anlaması ile başlıyor. Çünkü Rose o andan itibaren yediklerinde yemeği yapanların duygularını hissetmeye başlıyor. Annesinin yemeklerini yerken babasını aldattığını, hissettiği suçluluğu bile yedikleri ile farkediyor, tadını alıyor. Böylece kitap sadece Rose'un hikayesi olmaktan çıkarak bütün ailenin bir hikayesi oluyor.

Kitabın konusu ilginç ve yaratıcı fakat bazı yerlerinde yüzeysel kalıyor gibi geldi bana. Ama bir çırpıda bitiriverdim. Daha sonralarında ise aslında yemekleri yaparken onlara yüklediğim duygularım geldi aklıma. İnsan yemek yaparken enerjisini de katıyor ona. Bu konuyu geliştirip hoş bir roman çıkartmış bence yazar. Okumak isterseniz diye,
 
Kitabın yazarı Aimee Bender
Yayınevi ise Can Yayınları




2 Nisan 2013 Salı

TefalTv



Geçen sene bu zamanlar tefal tv'nin çekimlerinde yer almıştım. İlginç ve yorucu bir deneyimdi benim için. Çünkü yemek yaparken kamera karşısında hataya yer yok ve tekrarı kolay kolay olmuyor. Hele bir aşçıysan genellikle ellerin suya sokmaktan çatlamış, kesik ve yanık izleri ile dolu. Ellerime fondöten süreceğim aklıma gelmemişti mesela bu çekimlere kadar ((: Neyse lafı fazla uzatmadan, bitmek bilmeyecek gibi gelen bu çekimlerden bir tarif ile günü sonlandırmak istiyorum...


Elmalı tart;

  •   450gr un
  •   300gr tereyağı
  •   150gr şeker
  •   2 adet yumurta

İç Dolgusu için;

  •   200gr tereyağı  
  •   200gr pudra şekeri
  •   3 adet yumurta
  •   200gr toz badem
  •   50gr un
  •   2 adet elma

Dipnot: 
1 su bardağı un 150 gr
1 çorba kaşığı tereyağı yaklaşık 40 gr
1 su bardağı şeker 240 gr
1 su bardağı pudra şekeri 180 gr

Ama her zaman şunu söylemeliyim ki pastacılıkta en önemli şeylerden bir tanesi gramajdır. O yüzden tariflerin birebir uyabilmesi için bir tartı edinebilirsiniz.

Yapılışı için;
Un ve soğuk tereyağını birlikte crumble haline getirin. (Ekmek kırıntıları gibi olacak) Şekeri ekleyip harmanlayın. Yumurta da ilave edilip hamur kıvamına getirin. Buzdolabında en az 20 dakika dinlendirin. Merdane ile ara sıra unlayarak açın. Bir çatal yardımıyla hamurun kabarmaması için üzerine delikler açın. Tekrar dolapta 15-20 dakika dinlendirin.



İç malzemesi için tereyağı ve pudra şekerini mikserle çırpın. Yumurtaları  ilave ederek karıştırmaya devam edin. Toz badem ve unu ekleyip harmanlayın. Buzdolabında dinlendirdiğiniz tart hamurunun üzerine  yayın. Elmaları dilimleyin ve hazırladığınız tartın üzerine dizin. Önceden ısıttığınız 160 derecelik fırında üzeri renk alana kadar yaklaşık 20-25 dakika pişirin.

Buyrun bunlar da ellerim ;)

http://www.tefaltv.com/tarif/hamur-isleri/elmali-tart